***
***
***
***
***
***
***

‘Benim kor ruhumu, buzdan ve de etten bir yüreğe hapsedişin…
Bil ki onuda yakarım, üzerinden çağlarım.
Cennetine tırmanırım, ölümü beklemem.
Koridorlarında alevler kusan bir et ve kemik olurum.
Bilirim ki ancak o zaman kollarını açar ve kahkahalarınla karşılarsın beni ve diğerlerinin gelişini umut ederiz.’

İşte ben böyle ibadet ederim!

Haydi! Daha yüksek dağlara, daha çetin fırtınalara yol alma zamanıdır.

Öyleyse haydi!

Bırakın! Ben vururum kendimi zincirlere, ben taşırım çarmıhımı Golgota tepesine.

Sizler misiniz kederimin bekçileri benim?
Ah! Bilmez misiniz kor ruhum daha yakıcıdır bakışlarınızdan, sözlerim daha zehirlidir küfürlerinizden.
Aşkım daha tehlikelidir nefretinizden, cesaretim daha zalimdir gaddarlığınızdan.
Sizler misiniz en büyük düşmanlarım benim?
Etim ve kemiğimdir.

Haydi! Şimdi verin bana kırbaçlarınızı.
Her vuruşumda etime ve kemiğime, dinleyin içimdeki kor ruhumun kükreyişini, tadın fışkıran lezzetli lavdan kanımı.

Şeytanın kıskancı etime ve kemiğimedir, isyanı kıskançlığındandır.
Onun istediği hamile kalmaktır.

Haydi! Şimdi sizde yalvarın tanrınıza etten ve kemikten zindanlar için ey ruhlar!

Kendi zindanlarınızda kor olup kavrulana kadar, buzdan yüreğinizi yakana kadar ey ruhlar!
O zamana kadar yalvarın ve doğacak olana “Merhaba” deyin!

***
***
***
***
***
***
***
***